2 yıl önce · admin · SAĞ DUYULU İNSAN için yorumlar kapalı
SAĞ DUYULU İNSAN
SAĞDUYULU İNSAN
Çocuk yetiştirmede en değer verdiğim konulardan biri: Sağduyu. Yani olaylara doğru ve gerçekçi yaklaşıp yerinde karar vermek ve neyi neden yapması ya da yapmaması gerektiğini tüm benliğiyle bilmek demek. Sağduyulu olan insanın farkındalığı yüksektir, hareketlerini ve kararlarını ölçer, biçer, tartar, sonunun nereye varabileceğini bilir ve ona göre davranır. Aceleci değildir, sabırlıdır, içten gelen bir motivasyona sahiptir, hassastır, harekete geçmek veya kendini durdurmak için dışarıdan gelen müdahaleye ihtiyaç duymaz. Kendini kontrol eder, bilinç seviyesi yüksektir.
Peki sağduyu neden bu kadar önemli? İki çocuk düşünelim: Özellikle ailelerin en çok sıkıntı çektiği ders çalışma ve sorumluluk konusu üzerine örnek vermek istiyorum. Biri dersinin başına oturana kadar aileye kök söktürüyor, zorla otursa bile aklı başka yerlerde oluyor, ev içi bir sorumluluk verildiğinde umursamaz davranıp kaçıyor. Aile dayanamıyor ve diyor ki “bak dersini çalışmazsan oyun oynayamazsın veya şu işi yaparsan senin tabletle oynamana izin vereceğim.” Bazen de daha sert bir şekilde “bunu yapmazsan sana şöyle ceza veririm, bağırırım, kızarım.” Bunca mücadelenin ardından çocuk aileyle sıkı bir pazarlığa girip anlaşıyor yine içinden çok gelmese de dersinin başına oturuyor. Aile de derin bir “oh” çekiyor ve rahatlıyor.
İkinci çocuk ise ders çalışmanın ve bir şeyleri başarmanın zevkini almış, herhangi bir ödül ve cezaya ihtiyaç duymayan, dersinin başına kimsenin hatırlatmasına gerek duymadan oturan, aile içi sorumluluklarını da içinde bulunduğu ailenin bir ferdi olduğunun ve o aile için kıymetinin, değerinin farkında olarak yerine getiren ve ortaya koyduğu üründen dolayı tatmin olan bir çocuk.
Burada ilk çocuk için sorumluluk kavramı ve bilincinden söz etmemiz mümkün değil. Bir noktadan sonra ise artık çocuk ödüle veya cezaya iyice bağımlı hale gelecek ve ailenin sunduğu olanaklar çocuğa yeterli gelmeyeceğinden ötürü çocuk ileride şöyle diyecektir: “İstediğim arabayı almazsanız üniversite sınavlarına çalışmam.” Çünkü çocuk harekete geçmek için muhakkak ekstra bir ödül veya ceza olması gerektiğini öğrenmiştir. Bundan sonraki adım ne olacak peki? İstediğim tekneyi almazsanız bir işe girip çalışmam derse ne olacak? Ya da “mademki beni doğurdunuz bana bakmak zorundasınız” derse?
İkinci çocuk ise başarının, takdir edilmenin keyfini ödül olarak aldığı için 20 yaşına da gelse 50 yaşına da gelse onun adına bir şey değişmez. Onun var oluş amacı hayallerinin tutkularının peşinden koşup kendini gerçekleştirmektir. Şunu unutmayalım her çocuk bir şeyleri başarma hevesi ile doğar. Küçücük çocuklara dikkat edin. Neden anne babalarının ellerinden tutarak yürümek değil de kendi başlarına yürümek isterler? Çünkü evrimsel olarak hayatta kalabilmek adına mücadele edip kendi başımıza bir şeyleri başarmamız, kendi ayaklarımız üzerinde durmamız gerekir. Bu, içten gelir ve ancak bazı yanlış tutumlar sonucunda bu istek yok olur. Ödül veya ceza vermek demek “bu senin yapman gereken bir şey değil, bu yüzden de seni harekete geçirmek için bir şeyler yapmamız lazım” demektir.
Bu sadece ders ve ev içi sorumluluklar için değil çocuğun her türlü davranışı için de geçerli olan bir durum. “Eğer uslu durursan sana çikolata alırım, eğer tükürmezsen seni parka çıkarırım” gibi ikincil motivasyona sahip olan her şey çocuğunuzu sağduyudan uzaklaştırır. Rüşvet ilişkisine döner ve sonuçları kısa vadede güzel gibi gözükse de uzun vadede yıkıcı olabilir. Sağduyulu olmayan kişi kendi davranışının da sonuçlarını üzerine almaz, sürekli başkalarını suçlar. Her zaman şöyle der: “Bana ne o da böyle yapmasaydı, böyle davranmasaydı, ama o da şunu yaptı.” Sürekli bir “ama”ları vardır ve kendilerini haklı görme eğilimindedirler. “Bu problemin yaşanmasında benim bir payım var mı, bundan sonra ne yapabilirim?” diye düşünmezler.
Anne ve babalar olarak önce şunu fark etmemiz lazım. Ödüller ve cezalar davranışlarımızın doğal sonuçlarıdır ve hayatın içindedir. Örneğin diş fırçalamayan çocuğun cezası çürük dişlerdir, arkadaşlarıyla sürekli kavga eden çocuğun cezası arkadaşlarının arasına alınmamaktır, ders çalışmayan çocuğun cezası başarısızlıkla yüzleşmektir. Dolayısıyla bu sonuçlarla karşılaşan çocuğunuzla yaşadığı sıkıntılar ve duyguları üzerine sohbet etmeniz hem onun farkındalık düzeyini arttıracak hem de yaşadığı sorunlara beraber çözüm üretmeniz için motive olacaktır.
Yazımın sonuna gelirken bir kitapta okuduğum ve Hollanda’ da gerçekleştirilen ilginç bir çalışmayı sevgili okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Hollanda’ da bir trafik mühendisi bir kasabada trafik ışıklarını kaldırmayı teklif ederek trafikteki akıcılığı arttırmayı teklif etmiş. Sonuçlar bir o kadar ilgi çekici olmuş. Trafik ışıklarının kaldırılmasını takiben 2 yıl içerisinde 22 bin aracın geçtiği yolda sadece 2 kaza gerçekleşmiş. Ancak trafik ışıkları varken 4 yılda 36 kaza gerçekleşiyormuş. Konulan katı kural ve sert yasaklar insanın iradesini ve sağduyusunu kullanmasına engel olur. Sorumluluk almasını kendini kontrol etmesini engeller. Çünkü kontrol dış etkenlerdedir. Ancak sert yasaklar kalktığında kişi kendini kontrol etmenin ve iradesini kullanmasının gerekliliğinin farkına varır. Kontrol etmezse ölüme sebebiyet vereceğinin farkındadır.
Bize düşen de çocuklara her doğrusunda ödül her yanlışında ceza vermek değil davranışlarının sonuçlarını konuşarak sorumluluk almasını sağlamaktır.

