Bize Ulaşın

    Bostancı Mah. Prof. Ali Nihat Tarlan Cad. Bostancı İş Merkezi No: 5/14 Kadıköy – İstanbul

    Bizi Arayın
    0534 585 03 88

    E-Posta Gönder
    info@anatoliapsikoloji.com

    Manik-Depresif Bozukluk

    2 yıl önce · · Manik-Depresif Bozukluk için yorumlar kapalı

    Manik-Depresif Bozukluk

    Herkese Merhabalar🥳

    Uzun çok uzun süredir tempom nedeniyle yazılarıma odaklanamadım.

    Bir fırsat yakalayıp toparladıklarımı paylaşacağım.

    Bugün, Manik-Depresif Bozukluktan bahsetmek istiyorum.

    Hepimiz dönem dönem kâh bulutların üstünde, kâh kuyunun dibinde hissederiz. Uçmaktan sürünmeye, taşmaktan hareketsizliğe, tam güçlülükten tükenmişliğe.. salınan bir sarkaç misali.

    Elbette her böyle hissedilmesi bizi Mani ve Depresyon tarafına sürüklemez.

    Lakin belirtilerin şiddeti ve sürekliliğine dikkat kesilmeliyiz.

    Manik-Depresif Hastalığın Mani (taşkınlık) ve Depresyon (çökkünlük) dönemleri vardır.

    Bazen Mani dönemi kendisini hafif geçişle “Hipomani” olarak gösterir.

     

    MANİ Dönemimde; Coşkulu, Aşırı İyimser, Kendine Aşırı Güvenli (her şeyi yapabileceğine inanacak şekilde üstün yetenekler olduğu düşüncesi), Cinsel istekte aşırı artma, Muhakeme bozukluğu (almayacağı riskleri alma), uykuda azalma (ama uykusuzluğu hissetmeme), Fazla ve hızlı konuşma, Düşüncelerde hızlanma ve aşırı hareketlilik, hızlı ve kolay sinirlenme..

     

    DEPRESYON;

    Şiddetli mutsuzluk, Ümitsizlik, Yoğun İsteksizlik, Zevk alamama, uykuda artış, halsizlik, düşük konsantrasyon, yaşamdan soğuma ve ölme isteği..

    Hayatı “Ciddi” etkileyen Mani ve Depresyon dönemlerini içeren, farklı isimleri olan

    İki Uçlu Mizaç Bozukluk, Duygu durum Bozukluğu ve Bipolar Bozukluk olarak da bilinir.

    Genetik yatağı olan bu arkadaş %60 soyunuzdan size aktarılır. (Atanıza bir teşekkür borçlusunuz)

    Tabii ki alkol ve bağımlılıklar bu hastalığı ciddi tetikler. Ve mevsimsel geçişlerde de kendini daha çok hissettirir.

    İlkbahar ve yaz Mani, kış Depresyon olarak kendini gösterir.

     

    Tedaviler:

    İlaç ile kombine olan Psikoterapiler.

    Yüksek seyreden durumlarda EKT elektokonvülsif terapiler yapılır.

    Uzman eşliğinde uygulanabilecek Manik-Depresif Bozukluk Testi ile daha emin olabiliriz.

    Testi burdan paylaşmayacağım,

    Çünkü yüksek sonuçlar çıkabiliyor.

    Ama google üzerinden çokça teste ulaşmak da mümkün😏

    Bir uzman eşliğinde değerlendirilmesi sağlıklı olacaktır.

    Evet burdan bu kadar anlaşabiliyoruz, kendinize bir iyilik yapın ve Terapiye gidin😎

     

    Kucak Dolusu Sevgiler🫶

    Elif KANTÜRK
    Uzman Klinik Psikolog

    Anatolia Psikoloji Danışmanlık Merkezi

    Dışarı Bakan Rüya Görür, İçeri Bakan Uyanır

    2 yıl önce · · Dışarı Bakan Rüya Görür, İçeri Bakan Uyanır için yorumlar kapalı

    Dışarı Bakan Rüya Görür, İçeri Bakan Uyanır

    Dışarı Bakan Rüya Görür, İçeri Bakan Uyanır.

    Who looks outside, dreams; who looks inside; awakes.
    Carl Jung

    Jung’ in kurduğu psikoloji ekolünün özünde bize bireyleşme sürecini vaat eder. Onun kurduğu ekolün özü budur.
    İnsanı ortaya çıkaran katmanları tam anlamıyla çözmek imansızdır, insan bu nedenle bir muammadır. Ancak yine de hayatta işler yolunda gitmediğinde başkalarını suçlamak yerine, “kendi doğamıza” bakabiliriz.
    Kendimizi tanımak için atacağımız her bir adım bu yüzden hayati önemdedir.
    Kitabında bahsettiği Kısımı çok önemsiyorum;
    “Kendi içine bakmaya cesareti olmayan herkesin yaşamı bulanıktır.” Dahası bu bulanıklık dünyayı da bulandırır.

    Sevgiler

    Elif KANTÜRK
    Uzman Klinik Psikolog

    Anatolia Psikoloji Danışmanlık Merkezi

    SAĞ DUYULU İNSAN

    2 yıl önce · · SAĞ DUYULU İNSAN için yorumlar kapalı

    SAĞ DUYULU İNSAN

    SAĞDUYULU İNSAN

    Çocuk yetiştirmede en değer verdiğim konulardan biri: Sağduyu. Yani olaylara doğru ve gerçekçi yaklaşıp yerinde karar vermek ve neyi neden yapması ya da yapmaması gerektiğini tüm benliğiyle bilmek demek. Sağduyulu olan insanın farkındalığı yüksektir, hareketlerini ve kararlarını ölçer, biçer, tartar, sonunun nereye varabileceğini bilir ve ona göre davranır. Aceleci değildir, sabırlıdır, içten gelen bir motivasyona sahiptir, hassastır, harekete geçmek veya kendini durdurmak için dışarıdan gelen müdahaleye ihtiyaç duymaz. Kendini kontrol eder, bilinç seviyesi yüksektir.

    Peki sağduyu neden bu kadar önemli? İki çocuk düşünelim: Özellikle ailelerin en çok sıkıntı çektiği ders çalışma ve sorumluluk konusu üzerine örnek vermek istiyorum. Biri dersinin başına oturana kadar aileye kök söktürüyor, zorla otursa bile aklı başka yerlerde oluyor, ev içi bir sorumluluk verildiğinde umursamaz davranıp kaçıyor. Aile dayanamıyor ve diyor ki “bak dersini çalışmazsan oyun oynayamazsın veya şu işi yaparsan senin tabletle oynamana izin vereceğim.” Bazen de daha sert bir şekilde “bunu yapmazsan sana şöyle ceza veririm, bağırırım, kızarım.” Bunca mücadelenin ardından çocuk aileyle sıkı bir pazarlığa girip anlaşıyor yine içinden çok gelmese de dersinin başına oturuyor. Aile de derin bir “oh” çekiyor ve rahatlıyor.

    İkinci çocuk ise ders çalışmanın ve bir şeyleri başarmanın zevkini almış, herhangi bir ödül ve cezaya ihtiyaç duymayan, dersinin başına kimsenin hatırlatmasına gerek duymadan oturan, aile içi sorumluluklarını da içinde bulunduğu ailenin bir ferdi olduğunun ve o aile için kıymetinin, değerinin farkında olarak yerine getiren ve ortaya koyduğu üründen dolayı tatmin olan bir çocuk.

    Burada ilk çocuk için sorumluluk kavramı ve bilincinden söz etmemiz mümkün değil. Bir noktadan sonra ise artık çocuk ödüle veya cezaya iyice bağımlı hale gelecek ve ailenin sunduğu olanaklar çocuğa yeterli gelmeyeceğinden ötürü çocuk ileride şöyle diyecektir: “İstediğim arabayı almazsanız üniversite sınavlarına çalışmam.” Çünkü çocuk harekete geçmek için muhakkak ekstra bir ödül veya ceza olması gerektiğini öğrenmiştir. Bundan sonraki adım ne olacak peki? İstediğim tekneyi almazsanız bir işe girip çalışmam derse ne olacak? Ya da “mademki beni doğurdunuz bana bakmak zorundasınız” derse?

    İkinci çocuk ise başarının, takdir edilmenin keyfini ödül olarak aldığı için 20 yaşına da gelse 50 yaşına da gelse onun adına bir şey değişmez. Onun var oluş amacı hayallerinin tutkularının peşinden koşup kendini gerçekleştirmektir. Şunu unutmayalım her çocuk bir şeyleri başarma hevesi ile doğar. Küçücük çocuklara dikkat edin. Neden anne babalarının ellerinden tutarak yürümek değil de kendi başlarına yürümek isterler? Çünkü evrimsel olarak hayatta kalabilmek adına mücadele edip kendi başımıza bir şeyleri başarmamız, kendi ayaklarımız üzerinde durmamız gerekir. Bu, içten gelir ve ancak bazı yanlış tutumlar sonucunda bu istek yok olur. Ödül veya ceza vermek demek “bu senin yapman gereken bir şey değil, bu yüzden de seni harekete geçirmek için bir şeyler yapmamız lazım” demektir.

    Bu sadece ders ve ev içi sorumluluklar için değil çocuğun her türlü davranışı için de geçerli olan bir durum. “Eğer uslu durursan sana çikolata alırım, eğer tükürmezsen seni parka çıkarırım” gibi ikincil motivasyona sahip olan her şey çocuğunuzu sağduyudan uzaklaştırır. Rüşvet ilişkisine döner ve sonuçları kısa vadede güzel gibi gözükse de uzun vadede yıkıcı olabilir. Sağduyulu olmayan kişi kendi davranışının da sonuçlarını üzerine almaz, sürekli başkalarını suçlar. Her zaman şöyle der: “Bana ne o da böyle yapmasaydı, böyle davranmasaydı, ama o da şunu yaptı.” Sürekli bir “ama”ları vardır ve kendilerini haklı görme eğilimindedirler. “Bu problemin yaşanmasında benim bir payım var mı, bundan sonra ne yapabilirim?” diye düşünmezler.

    Anne ve babalar olarak önce şunu fark etmemiz lazım. Ödüller ve cezalar davranışlarımızın doğal sonuçlarıdır ve hayatın içindedir. Örneğin diş fırçalamayan çocuğun cezası çürük dişlerdir, arkadaşlarıyla sürekli kavga eden çocuğun cezası arkadaşlarının arasına alınmamaktır, ders çalışmayan çocuğun cezası başarısızlıkla yüzleşmektir. Dolayısıyla bu sonuçlarla karşılaşan çocuğunuzla yaşadığı sıkıntılar ve duyguları üzerine sohbet etmeniz hem onun farkındalık düzeyini arttıracak hem de yaşadığı sorunlara beraber çözüm üretmeniz için motive olacaktır.

    Yazımın sonuna gelirken bir kitapta okuduğum ve Hollanda’ da gerçekleştirilen ilginç bir çalışmayı sevgili okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Hollanda’ da bir trafik mühendisi bir kasabada trafik ışıklarını kaldırmayı teklif ederek trafikteki akıcılığı arttırmayı teklif etmiş. Sonuçlar bir o kadar ilgi çekici olmuş. Trafik ışıklarının kaldırılmasını takiben 2 yıl içerisinde 22 bin aracın geçtiği yolda sadece 2 kaza gerçekleşmiş. Ancak trafik ışıkları varken 4 yılda 36 kaza gerçekleşiyormuş. Konulan katı kural ve sert yasaklar insanın iradesini ve sağduyusunu kullanmasına engel olur. Sorumluluk almasını kendini kontrol etmesini engeller. Çünkü kontrol dış etkenlerdedir. Ancak sert yasaklar kalktığında kişi kendini kontrol etmenin ve iradesini kullanmasının gerekliliğinin farkına varır. Kontrol etmezse ölüme sebebiyet vereceğinin farkındadır.

    Bize düşen de çocuklara her doğrusunda ödül her yanlışında ceza vermek değil davranışlarının sonuçlarını konuşarak sorumluluk almasını sağlamaktır.

    VAROLUŞ DEĞERİ

    2 yıl önce · · VAROLUŞ DEĞERİ için yorumlar kapalı

    VAROLUŞ DEĞERİ

    VAROLUŞ DEĞERİ

    Yazıma çok kıymetli bir soru sorarak başlamak istiyorum: Sizi değerli hissettiren şey nedir? Mevki, maddi imkanlar, başarı, ayrıcalık sahibi olmak, başkalarının sizin hakkındaki olumlu düşünceleri? Peki bütün bu özellikleri kaybettiğinizi hayal edin. Tamamıyla nötr durumdasınız. Hala kendinizi bir önceki özelliklerin var olduğu durumdaki gibi değerli ve eksiksiz hisseder miydiniz?

    Bu soruya cevabınız “hayır” ise yüksek ihtimal siz de çocukluğunuzda koşullu sevgi ve koşullu kabul görmüşsünüz demektir. Daha da önemlisi eğer bu durumun şu an farkına vardıysanız çocuğunuzun da benzer “koşullar” içinde kendini değerli hissediyor olma olasılığı yüksektir. Kişiye atfedilen hiçbir özellik olmadan kişinin sadece bu dünyaya gelmesinden kaynaklanan değere biz “varoluş değeri” adını veriyoruz. Yani bu hiçbir şey yapmasak bile bir insan olarak sadece bu dünyaya gelmiş olmamızın başlı başına bir değeri ve anlamı olduğunu gösterir. Bunu anlamak çoğu kişi için çok zor çünkü yetiştirilme tarzı ne yazık ki bu durumu kavramaya el vermiyor. Ancak bu duyguların eksikliği ile yetiştiysek içimizde büyük bir duygusal boşluğa sahip “yalnız çocuk” meydana geliyor. Bu “yalnız çocuk” hissettiği yalnızlık duygusunun boyutuna ve genetik yatkınlığına göre bu yalnızlıkla başa çıkmanın çeşitli yolları arıyor. Bazen yalnızlığını gidermek sevilebilir, kabul edilebilir olmanın yollarını bulmak için umutsuzca çırpınıyor.
    Hele ki çocuk eleştirel ve mükemmelliyetçi bir aile içerisinde büyüdüyse bu hissettiği boşluk duygusuna kusurlu ve eksik hissetme de ekleniyor. Bu da çocuğun çekingen içe kapanık bir yapıya bürünmesine yol açabiliyor.

    Bu durumdaki çocuklar sosyal çevresinin ve ailesinin kendisi hakkında ne düşündüğüne çok fazla önem verir. Onaylanmak onlar için hayati önem taşır. Çünkü onaylanmayı kabul görmek ve sevgi almanın baş koşulu olarak görürler. Bir danışanım bana onaylanmadığı sürece kendini değerli hissedemediğinden yakınmıştı. Bu durumdaki çocuklar sevginin ve kabulün bir koşula bağlı olmasına o kadar inanmışlardır ki karşılarındaki kişinin beklentilerini önceden analiz edip ona uygun davranmaya çalışırlar. Bazen bu kişiler kötü niyetli olsa bile onlara kendilerini kabul ettirmek için kendilerine yanlış gelen eylemleri bile yapabilirler. Bu durumdaki başka bir danışanım sırf sınıf arkadaşı istedi diye sınıf dolabının camını kırıp ceza almıştı. Bu çocuklar özellikle de daha baskın yapıdaki diğer arkadaşlarının yönlendirmelerine daha yatkın olurlar. Özellikle de istekleri yerine getirilmezse arkadaşlığını bitirmek ya da dışlanma ile tehdit edildiklerinde tetiklenir ve kendi doğrularını hiçe sayabilirler. Çünkü “yalnız çocuk” modu onlar için çok acı vericidir. Ancak bu duygunun eksikliği ile yetişmeyen değer algısında sorun olmayan çocuklar ise ne pahasına olursa olsun kendilerine yanlış gelen bir şeyi yapmama gücünü kendilerinde bulurlar. Çünkü bilirler ki sevilmek ve kabul görmek için birinin gönlünü hoş tutmak ya da beklentisini karşılamak gerekmez.

    Bu çocuklar aynı zamanda “hayır” demekte ve kendi ihtiyaçlarını ortaya koymakta en çok zorlanan çocuklar da olabilir. Çünkü birinin isteğini reddetmenin ve beklentisini karşılayamamanın karşı tarafın ilgisini yitirme ile sonuçlanacağına inanırlar. Sınav döneminde olan genç bir danışanım bana hayattaki en büyük korkusunun öğretmenlerinin ve ailesinin beklentilerini boşa çıkarmak olduğunu söylemişti. Hatta bu yüzden hatalı bir şey söylememek ve yanlış yapmamak adına insanlarla iletişimini minimuma indiriyordu. Bu da içindeki “yalnız çocuğun” daha da yalnızlaşmasına yol açıyordu. Kendini o kadar kontrol ediyordu ki en basit soruya bile en mükemmel cevabı vermeye çalıştığı için dakikalarca ne diyeceğini tasarlaması gerekiyordu. Bu da onun için gerçekten yorucuydu. Aslında bu durumun sebebinin temelde yatan “eğer hata yaparsam insanlar beni sevmekten ve önemsemekten vazgeçerler o yüzden mükemmel olmalıyım” düşüncesinin yattığını keşfettik. Danışanımın babası da mükemmelliyetçi bir yapıdaydı ve çocuk bir şeyi öğrenemediğinde anında öfkelenip çok yüksek tonda tepkiler verebiliyordu. Aslında danışanım bunu keşfettiğinde çok şaşırdı çünkü mantık düzeyinde hata yapması ile babasının sevgisini yitirmek arasında bir bağ göremiyordu. Ancak daha derinlerdeki o yaralı ve yalnız hisseden yanı tam da bu gerçeğe inanıyor ve bu durumdan kendini mükemmel olma çabasıyla korumaya çalışıyordu.

    Koşullu sevgi alan veya sevgi ve kabul konusunda ihmal edilen bazı kişiler ise daha uç boyutlarda bulunarak gerçekçi, olmayan bir algıyla “benim kimsenin sevgisine ihtiyacım yok, ben kendime yeterim” deyip ileride “narsisist” bir kişiliğe bürünebilir. Bu kişiler kendini kusursuz, harika biri olarak görüp, sürekli sahne ışıklarının kendi üzerinde olmasını isterler. Bu kişiler için sıradan olmak korkunç bir durumdur. İnsanları küçük görür ve onların duygularını önemsemezler. İnsanların ona hayran olmalarını önemserler. İçlerindeki yalnız çocuğun yarattığı acı ile bu şekilde başa çıkarlar. Yine babasının mükemmelliyetçi bir yapısı olan ve bu sebeple sürekli eleştirilere maruz kalan ilkokul çağındaki bir danışanım spor alanında katılacağı yarışmalarda birinci olmak istediğini böylece çok zengin ve tanınmış bir kişi olacağını dile getirmişti. Bu zenginlik ile de kendine özel bir jet alıp dünya turuna çıkmak istediğini söyledi. Bu yaştaki devasa beklentiler onda ciddi performans ve okul kaygısına yol açmakta ve bu durum da bedensel sorunlarla kendini göstermekteydi. Kendini bu derece baskı altında hissetmesi de onun hayattan keyif almasını engelliyordu. Okula gitmekten kaçınmaya başlamıştı. Sürekli olarak onay alma ihtiyacı içerisinde dikkatimi çekebilmek için başardığı ve iyi olduğu alanları sergilemeye çalışır vaziyetteydi. Halbuki farkına varamadığı şey hiçbir şeyde iyi olmasa bile onu olduğu gibi sevip kabul edeceğim gerçeğiydi.

    Her ebeveynin çocuklarından beklentileri vardır ve olması da normaldir. Ancak onlardan aşırı beklentiye girmek ya da beklentileri karşılayamadıklarında bu durumdan kaynaklı olarak ilgiyi ve sevgiyi geri çekmek onlara verilebilecek en yıkıcı cezadır. Sevgi ve kabulü çocuğun gösterdiği performanstan ve davranışlardan bağımsız olarak göstermek en doğru yaklaşımdır. Bu çocuğun her davranışına ve sorumsuzluğuna göz yummak demek değildir. Onunla iletişim içerisinde kalarak kendini geliştirmesi ve kendi yolunu çizmesi konusunda ona destek olabilirsiniz. Ona güvendiğinizi ve inandığınızı dile getirebilirsiniz. Ancak yanlışları aptallık gibi göstermek, performansa bağlı olarak duygusal yakınlık içerisinde olmak ve attığı her adımda başarılı olmasını beklemek gibi gerçek dışı tutumlardan uzak durmak önemlidir. Onların sadece şunu bilmeye ihtiyacı var: “Her insan hata yapabilir, hata yapmak bir aptallık değildir. Annen ve baban olarak sana olan sevgimiz ve ilgimiz asla bunlardan etkilenmez. Sen güçlü ve güçlü olmayan yönlerinle harika birisin ve değerlisin.”

    Travmaların Geçmişten Uzanarak Yeni Bir Kurban Seçme Gücü

    5 yıl önce · · Travmaların Geçmişten Uzanarak Yeni Bir Kurban Seçme Gücü için yorumlar kapalı

    Travmaların Geçmişten Uzanarak Yeni Bir Kurban Seçme Gücü

    Herkese Merhabalar✨
    Size çok önemli bir güçten bahsetmek istiyorum.
    Travmaların geçmişten uzanarak yeni bir kurban seçme gücünden..!
    Buda demek oluyor ki, anneniz doğmadan önce bile, Annenizin, Büyükannenizin ve Sizin ilk izleriniz “Hepsi Aynı Bedendeydi” .
    3 Nesil aynı Biyolojik Çevreyi paylaşır..!
    Yani ebeveynin Travması, çocuğunun travması haline gelebilir. Ve çocuğun gerek “Duygusal”, gerek “Davranışsal” problemleri ebeveynini AYNALAR!
    Çok üzgünüm belkide sebepsiz yere oluşan duygu durumlarınız, ve bilmediğiniz acı çekmenize sebep olan çözülmemiş travmalar (ya da sebepsiz olduğunu düşündüğünüz) size ebeveyniniz tarafından bırakılan kötü bir miras olabilir.
    Kalıtsal Aile Travmaları,
    Kalıtımsal zincirde yer alan acı her zaman kendi kendine sona ermeyebilir, ya da zamanla azalmayabilir. Asıl travmayı yaşayan kişi ölmüş olabilir, hikayesinin üstü örtülmüş ve yıllar içinde saklı kalmış olsa bile hayat tecrübesine ilişkin parçalar, anılar ve hisler ile yaşamaya devam eder.
    Nasıl olur?
    İlk başlarda genetik mirasımızın yalnızca anne-babamızdan aldığımız kromozomal DNA 🧬 yoluyla aktarıldığına inanılıyordu. Kromozomal DNA saç, göz ve ten rengi gibi fiziksel özellikleri aktarmakla sorumludur.
    Şaşırtıcı biçimde bütün DNA’mızın %2 sinden az kısmını oluşturur. Diğer %98 lik bölüm ise “kodlanmayan” DNA dır. Ve kalıtımla aldığımız duygusal, davranışsal ve karakter özelliklerinin birçoğundan sorumludur.
    Etkilenmiş olan DNA bizlere rahmin dışındaki dünyaya hazırlamaya yardımcı olan bilgileri aktarır. Ve çevremize uyum sağlayabilmemiz için ihtiyacımız olan belirli özelliklere sahip olmamızı sağlar.
    Yani benzer stress faktörlerine hazırlıklı olmak için hayatta kalmamıza yardımcı olacak belirli araçlar ile doğarız.
    Bu iyi bir haber! Ve “Terapiler” için çok kıymetlidir!!!
    Çünkü stresli durumlara uyum sağlamamıza imkan veren içsel bir yetkinlik veya çevresel esneklik ile dünyaya geliriz.
    👇🏻
    Bu içsel yetkinliğimizi farkedebileceğimiz tek ortam kendimiz ve özgeçmişimiz ile yüzleştiğimiz psikoterapi ortamıdır.
    Kişi kendi özgeçmişinde bulduğu içsel yetkinliği ile kaderinin yeniden yazılması yolundaki engelleri aşabilir.
    Kendinize Şans verin 🍀

    Sevgilerimle

    Elif KANTÜRK
    Uzman Klinik Psikolog

    Anatolia Psikoloji Danışmanlık Merkezi

    Bir İnsanın Anavatanı Çocukluğudur

    6 yıl önce · · Bir İnsanın Anavatanı Çocukluğudur için yorumlar kapalı

    Bir İnsanın Anavatanı Çocukluğudur

    Bir İnsanın Anavatanı Çocukluğudur

    Herkese Merhabalar,
    Çocukluk, çocukluk ve yine Çocukluk diyerek başlıyorum 🎈
    Evet, Her insanın Özü, Anavatan’ı kendi Çocukluğudur.
    Ve Her insan “kendi çocukluğunun” özgürlüğü kadar Hayata, Yaşama bağlanır.
    Bağlanmak çok önemlidir, ve taa anne karnına ve hatta ve hatta kuşaklar öncesine gider.
    3 kuşak öncesindeki büyükannenizin travması genetik akarımla sizin travmanız haline gelebilir!
    Yani annenizin Travması geçmişten uzanarak bugünün kurbanı olarak sizi seçmiş olabilir..
    Buda demek oluyor ki anneniz doğmadan önce bile, Annenizin, Büyükannenizin ve Sizin ilk izleriniz “Hepsi Aynı Bedendeydi” .
    Çünkü 3 Nesil aynı Biyolojik Çevreyi paylaşıyor 👉🏻Ki ebeveynin Travması, çocuğunun travması haline gelebiliyor.
    Ve çocuğun gerek “Duygusal”, gerek “Davranışsal” problemleri ebeveynini AYNALIYOR..
    Evet Anavatana geri Dönmeliyiz! Orada çözülmeyi bekleyen çok iş var.
    Çok üzgünüm belkide sebepsiz yere oluşan duygu durumlarınız, bilmediğiniz ve acı çekmenize sebep olan çözülmemiş duygular, travmalar (yada sebepsiz olduğunu düşündüğünüz) size ebeveyniniz tarafından bırakılan bir mirastır. Asıl travmayı yaşayan kişi ölmüş olabilir, hikayesinin üstü örtülmüş ve yıllar içinde saklı kalmış olsa bile hayat tecrübesine ilişkin parçalar, anılar ve hisler yaşamaya devam eder.
    Ama siz bu travmayı çözerek en başta kendinizi ve gelecekte ki aktarımı kurtarabilirsiniz.
    Siz ve sizden gelecek kuşaklara aktarılacak travmaları durdurabilirsiniz.
    Bu durumda, Bir “Birey” yada “Ebeveyn” Terapiye giderse 5 Nesil kurtulur ifadesi nasılda yerini buluyor.

    Çocukluğumuza Dokunabildiğimiz, Anavatanımızı Keşfetmeyi Tercih Ettiğimiz bir Yaşamımızın Olmasını Dilerim✌🏻

    Sevgilerimle

    Elif KANTÜRK
    Uzman Klinik Psikolog

    Anatolia Psikoloji Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Duygusal Hafıza

    6 yıl önce · · Duygusal Hafıza için yorumlar kapalı

    Duygusal Hafıza

    Herkese Merhabalar;

    Duygusal Hafıza Üzerine biraz düşünerek ilişkimizde ki bazı çözümsüzlükleri çözebiliriz💫

    Hatıralar kadın hafızasında nasıl depolanıyor bakalım mı🥰👇🏻

    Bir an için her iki cinsin beyinlerindeki duygusal bölgeleri gösteren bir harita metaforu düşünelim;

    Erkek beyninde, bu alanları bağlayan yollar patikalar gibiyken, Kadın beyninde, bu bağlantılar otobanlar gibi olurdu😁

    Yapılan bir araştırmada Michigan Üniversitesinde’ki araştırmacılara göre “duygusal deneyimler” söz konusu olduğunda erkekler beyinlerinin tek bir tarafını kullanırken, kadınlar beyinlerinin iki tarafını da kullanıyorlar.

    Ayrıca araştırmacılar kadınlarda duygu merkezleriyle ilgili bağlantıların daha aktif ve daha geniş olduklarını buldular.

    Yapılan bir başka araştırmada Stanford Üniversitesinde’ki çalışmada, gönüllülerin beyinleri taranırken duygusal resimler baktırıldı.

    Kadın beyinlerinde 9 farklı bölge aydınlandı.

    Erkek beyinlerinde 2 farklı bölge aydınlandı .

    Bu araştırmalardan şunlarıyla anlayabiliriz;

    Kadınlar tipik olarak duygusal olayları 👇🏻

    • İlk randevu
    • İlk tatil
    • Büyük kavgalar

    Erkeklere oranla daha canlı hatırlarlar ve daha uzun süreli hafızalarında tutarlar.

    Sonuç olarak;
    Kadınlar erkeğin ne söylediğini, ne yediğini, dışarıda havanın nasıl olduğunu, yıldönümlerinde havanın yağmurlu olup olmadığını rahatça hatırlar…😁
    Haddimi aşarak ve geneli tenzih ederek; 
    Erkekler kadının seksi görünüp görünmediğinin dışında ki detayları unutabilir😁
    Burda bir eleştirim yada övgüm yok!
    Burda sorumlu olan yapı 👉🏻 her iki cins için de duygularımızın bekçisi olan badem şeklinde ki AMİGDALA ‘dır 😎🧠
    Allah kimseyi Amigdala’dan mahrum etmesin 😉
    Siz ilişkilerinizde “duygusal hafızanızın” farklılılığının farkındamısınız🤔

    Sevgilerimle
    Elif Kantürk
    Uzman Klinik Psikolog
    Anatolia Psikoloji Eğitim ve Danışmanlık Merkezi