Bize Ulaşın

    Bostancı Mah. Prof. Ali Nihat Tarlan Cad. Bostancı İş Merkezi No: 5/14 Kadıköy – İstanbul

    Bizi Arayın
    0534 585 03 88

    E-Posta Gönder
    info@anatoliapsikoloji.com

    VAROLUŞ DEĞERİ

    2 yıl önce · · VAROLUŞ DEĞERİ için yorumlar kapalı

    VAROLUŞ DEĞERİ

    VAROLUŞ DEĞERİ

    Yazıma çok kıymetli bir soru sorarak başlamak istiyorum: Sizi değerli hissettiren şey nedir? Mevki, maddi imkanlar, başarı, ayrıcalık sahibi olmak, başkalarının sizin hakkındaki olumlu düşünceleri? Peki bütün bu özellikleri kaybettiğinizi hayal edin. Tamamıyla nötr durumdasınız. Hala kendinizi bir önceki özelliklerin var olduğu durumdaki gibi değerli ve eksiksiz hisseder miydiniz?

    Bu soruya cevabınız “hayır” ise yüksek ihtimal siz de çocukluğunuzda koşullu sevgi ve koşullu kabul görmüşsünüz demektir. Daha da önemlisi eğer bu durumun şu an farkına vardıysanız çocuğunuzun da benzer “koşullar” içinde kendini değerli hissediyor olma olasılığı yüksektir. Kişiye atfedilen hiçbir özellik olmadan kişinin sadece bu dünyaya gelmesinden kaynaklanan değere biz “varoluş değeri” adını veriyoruz. Yani bu hiçbir şey yapmasak bile bir insan olarak sadece bu dünyaya gelmiş olmamızın başlı başına bir değeri ve anlamı olduğunu gösterir. Bunu anlamak çoğu kişi için çok zor çünkü yetiştirilme tarzı ne yazık ki bu durumu kavramaya el vermiyor. Ancak bu duyguların eksikliği ile yetiştiysek içimizde büyük bir duygusal boşluğa sahip “yalnız çocuk” meydana geliyor. Bu “yalnız çocuk” hissettiği yalnızlık duygusunun boyutuna ve genetik yatkınlığına göre bu yalnızlıkla başa çıkmanın çeşitli yolları arıyor. Bazen yalnızlığını gidermek sevilebilir, kabul edilebilir olmanın yollarını bulmak için umutsuzca çırpınıyor.
    Hele ki çocuk eleştirel ve mükemmelliyetçi bir aile içerisinde büyüdüyse bu hissettiği boşluk duygusuna kusurlu ve eksik hissetme de ekleniyor. Bu da çocuğun çekingen içe kapanık bir yapıya bürünmesine yol açabiliyor.

    Bu durumdaki çocuklar sosyal çevresinin ve ailesinin kendisi hakkında ne düşündüğüne çok fazla önem verir. Onaylanmak onlar için hayati önem taşır. Çünkü onaylanmayı kabul görmek ve sevgi almanın baş koşulu olarak görürler. Bir danışanım bana onaylanmadığı sürece kendini değerli hissedemediğinden yakınmıştı. Bu durumdaki çocuklar sevginin ve kabulün bir koşula bağlı olmasına o kadar inanmışlardır ki karşılarındaki kişinin beklentilerini önceden analiz edip ona uygun davranmaya çalışırlar. Bazen bu kişiler kötü niyetli olsa bile onlara kendilerini kabul ettirmek için kendilerine yanlış gelen eylemleri bile yapabilirler. Bu durumdaki başka bir danışanım sırf sınıf arkadaşı istedi diye sınıf dolabının camını kırıp ceza almıştı. Bu çocuklar özellikle de daha baskın yapıdaki diğer arkadaşlarının yönlendirmelerine daha yatkın olurlar. Özellikle de istekleri yerine getirilmezse arkadaşlığını bitirmek ya da dışlanma ile tehdit edildiklerinde tetiklenir ve kendi doğrularını hiçe sayabilirler. Çünkü “yalnız çocuk” modu onlar için çok acı vericidir. Ancak bu duygunun eksikliği ile yetişmeyen değer algısında sorun olmayan çocuklar ise ne pahasına olursa olsun kendilerine yanlış gelen bir şeyi yapmama gücünü kendilerinde bulurlar. Çünkü bilirler ki sevilmek ve kabul görmek için birinin gönlünü hoş tutmak ya da beklentisini karşılamak gerekmez.

    Bu çocuklar aynı zamanda “hayır” demekte ve kendi ihtiyaçlarını ortaya koymakta en çok zorlanan çocuklar da olabilir. Çünkü birinin isteğini reddetmenin ve beklentisini karşılayamamanın karşı tarafın ilgisini yitirme ile sonuçlanacağına inanırlar. Sınav döneminde olan genç bir danışanım bana hayattaki en büyük korkusunun öğretmenlerinin ve ailesinin beklentilerini boşa çıkarmak olduğunu söylemişti. Hatta bu yüzden hatalı bir şey söylememek ve yanlış yapmamak adına insanlarla iletişimini minimuma indiriyordu. Bu da içindeki “yalnız çocuğun” daha da yalnızlaşmasına yol açıyordu. Kendini o kadar kontrol ediyordu ki en basit soruya bile en mükemmel cevabı vermeye çalıştığı için dakikalarca ne diyeceğini tasarlaması gerekiyordu. Bu da onun için gerçekten yorucuydu. Aslında bu durumun sebebinin temelde yatan “eğer hata yaparsam insanlar beni sevmekten ve önemsemekten vazgeçerler o yüzden mükemmel olmalıyım” düşüncesinin yattığını keşfettik. Danışanımın babası da mükemmelliyetçi bir yapıdaydı ve çocuk bir şeyi öğrenemediğinde anında öfkelenip çok yüksek tonda tepkiler verebiliyordu. Aslında danışanım bunu keşfettiğinde çok şaşırdı çünkü mantık düzeyinde hata yapması ile babasının sevgisini yitirmek arasında bir bağ göremiyordu. Ancak daha derinlerdeki o yaralı ve yalnız hisseden yanı tam da bu gerçeğe inanıyor ve bu durumdan kendini mükemmel olma çabasıyla korumaya çalışıyordu.

    Koşullu sevgi alan veya sevgi ve kabul konusunda ihmal edilen bazı kişiler ise daha uç boyutlarda bulunarak gerçekçi, olmayan bir algıyla “benim kimsenin sevgisine ihtiyacım yok, ben kendime yeterim” deyip ileride “narsisist” bir kişiliğe bürünebilir. Bu kişiler kendini kusursuz, harika biri olarak görüp, sürekli sahne ışıklarının kendi üzerinde olmasını isterler. Bu kişiler için sıradan olmak korkunç bir durumdur. İnsanları küçük görür ve onların duygularını önemsemezler. İnsanların ona hayran olmalarını önemserler. İçlerindeki yalnız çocuğun yarattığı acı ile bu şekilde başa çıkarlar. Yine babasının mükemmelliyetçi bir yapısı olan ve bu sebeple sürekli eleştirilere maruz kalan ilkokul çağındaki bir danışanım spor alanında katılacağı yarışmalarda birinci olmak istediğini böylece çok zengin ve tanınmış bir kişi olacağını dile getirmişti. Bu zenginlik ile de kendine özel bir jet alıp dünya turuna çıkmak istediğini söyledi. Bu yaştaki devasa beklentiler onda ciddi performans ve okul kaygısına yol açmakta ve bu durum da bedensel sorunlarla kendini göstermekteydi. Kendini bu derece baskı altında hissetmesi de onun hayattan keyif almasını engelliyordu. Okula gitmekten kaçınmaya başlamıştı. Sürekli olarak onay alma ihtiyacı içerisinde dikkatimi çekebilmek için başardığı ve iyi olduğu alanları sergilemeye çalışır vaziyetteydi. Halbuki farkına varamadığı şey hiçbir şeyde iyi olmasa bile onu olduğu gibi sevip kabul edeceğim gerçeğiydi.

    Her ebeveynin çocuklarından beklentileri vardır ve olması da normaldir. Ancak onlardan aşırı beklentiye girmek ya da beklentileri karşılayamadıklarında bu durumdan kaynaklı olarak ilgiyi ve sevgiyi geri çekmek onlara verilebilecek en yıkıcı cezadır. Sevgi ve kabulü çocuğun gösterdiği performanstan ve davranışlardan bağımsız olarak göstermek en doğru yaklaşımdır. Bu çocuğun her davranışına ve sorumsuzluğuna göz yummak demek değildir. Onunla iletişim içerisinde kalarak kendini geliştirmesi ve kendi yolunu çizmesi konusunda ona destek olabilirsiniz. Ona güvendiğinizi ve inandığınızı dile getirebilirsiniz. Ancak yanlışları aptallık gibi göstermek, performansa bağlı olarak duygusal yakınlık içerisinde olmak ve attığı her adımda başarılı olmasını beklemek gibi gerçek dışı tutumlardan uzak durmak önemlidir. Onların sadece şunu bilmeye ihtiyacı var: “Her insan hata yapabilir, hata yapmak bir aptallık değildir. Annen ve baban olarak sana olan sevgimiz ve ilgimiz asla bunlardan etkilenmez. Sen güçlü ve güçlü olmayan yönlerinle harika birisin ve değerlisin.”

    Etiketler: , , , , , , , , , , , , , Kategoriler: Berk Omay

    admin

    admin

    ANATOLİA PSİKOLOJİ DANIŞMANLIK VE EĞİTİM MERKEZİ

    Bostancı Mah. Prof. Ali Nihat Tarlan Cad. Bostancı İş Merkezi No: 5/14 Kadıköy – İstanbul